17 05 2013

HAYIR VE ŞER HERŞEY ALLAHTANDIR

HAYIR VE ŞER HERŞEY ALLAHTANDIR |  görsel 1

  gapi.load("iframes-styles-bubble", function() { if (window.iframes && iframes.open) { iframes.open( '//www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID\0752029735243562112150\46blogName\75MAKALELER+VAR\46publishMode\75PUBLISH_MODE_BLOGSPOT\46navbarType\75LIGHT\46layoutType\75LAYOUTS\46searchRoot\75http://makalelervar.blogspot.com/search\46blogLocale\75tr\46v\0752\46homepageUrl\75http://makalelervar.blogspot.com/\46targetPostID\758646864382451334140\46blogPostOrPageUrl\75http://makalelervar.blogspot.com/2013/05/kadere-iman.html\46vt\75-5362042593292727869', { container: "navbar-iframe-container", id: "navbar-iframe" }, { }); } }); (function() { var script = document.createElement('script'); script.type = 'text/javascript'; script.src = '//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/google_top_exp.js'; var head = document.getElementsByTagName('head')[0]; if (head) { head.appendChild(script); }})();                                     MAKALELER VAR BİR DAVAYI DERT EDİNDİM. BAŞKALARININ KOLAYLIKLA ANLAYAMACAĞI ŞEYLERİ ANLAMAK VE ANLATMAK İSTİYORUM. NEYİ ANLAYACAĞIZ. NASIL ANLAYACAĞIZ. İNSANLARIN DÜŞÜNCELERİYLE, HEMDERT OLACAĞIM. BU DERT ORTAKLIĞI İLE, BAŞLAYAN DOSTLUKLARA YELKEN AÇAN BİR GEMİ OLACAK BU SAYFALAR. Dilsizi... Devamı

03 12 2012

SÖYLE ARKADAŞINI SÖYLEYELİM KİM OLDUĞUNU

SÖYLE ARKADAŞINI SÖYLEYELİM KİM OLDUĞUNU |  görsel 1

    Aşağıdaki yazılar, bilgisayarın bir köşesinden alındı. Bu sayfada yayınlanmak üzere bağımsızlığına kavuştu. Söyleyeni yazanı kim bilmiyorum. Belki de ben bir düşünce denizinde iken, aman boğulmasınlar diyerek seçip çıkarmış olabilirim.     http://youtu.be/JNKYN_tJ0x0   Bilge insana boşuna, bu isim verilmez. O ki: SÖYLEDİĞİ HERŞEYİ DÜŞÜNÜR DÜŞÜNDÜĞÜ HERŞEYİ SÖYLEMEZ Yani sözü söylemeden önce ona sahiptir. Söz söylenince, bizim sahibimiz  hatta efendimiz olur.   Aman dikkat lafımıza dikkat edelim. Sözümüzün efendisi olalım.     Bitti diye üzülme, yaşandı diye sevin   Aşağıdaki Hz. Ali tarafından söylendi. AKIL gibi mal, İYİ HUY gibi dost, EDEP gibi miras ve İLİM gibi şeref olmaz. Peygamberimizin Sözü (Hadisi Şerif) Nasıl bir hayat yaşıyorsanız, öyle ölürsünüz. Nasıl öldüyseniz, öyle de dirilirsiniz. ... Devamı

29 02 2012

ANNE BABA HAKLARI

ANNE BABA HAKLARI |  görsel 1

ANA-BABA HAKLARINDAN BAZILARI Rızalarını almak. Merhamet etmek. Tedavilerini ettirmek. Her fırsatta sevmek. Sevinçlerine sevinmek. Üzüntülerine üzülmek. Yemeği beraber yemek. İncitmekten korkmak. Nazlarına katlanmak. Her zaman duâ etmek. Para ve mal vermek. Yemeğe davet etmek. Cefalarına katlanmak. “Öf” bile dememek. Arzularını yerine getirmek. Sık sık ziyaretlerini ihmal etmemek. Evlerini temizlemek. Evlerini tamir etmek. Güzel sözler söylemek. Her zaman gönüllerini hoş etmek. “Ölse de onlardan kurtulsak artık.” dememek. Ölmüş iseler, kabirlerini ziyaret etmek. Sevaplarını onlara hediye etmek. Dostlarını ziyaret edip, onların da gönüllerini almak. ... Devamı

15 09 2011

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: |  görsel 1

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:   Bütün huzurların kaynağını, başarıların esasını, herkesle iyi geçinmenin, kısacası iki cihan saadetinin yolunu şu hadis-i şerif bildiriyor: (Bu dünyada bir garip veya yolcu gibi ol ve kendini ölmüş, kabir ehlinden say!) Bu dünyada kendimizi, memleketimizde değil; dilini, yerini, adresini bilmediğimiz, kimseyi tanımadığımız bir yerde, yaşama mücadelesi veren garip biri olarak kabul etmeliyiz. Garip demek, tanıyanı, yardım edeni olmayan zavallı demektir. Peygamber efendimiz, insanlara karşı böyle garip olmak gerektiğini bildiriyor. Nasıl, garipken, başkalarıyla yakın alaka kuramıyorsak, her zaman, herkesle kalben alakamızı kesmeliyiz. İnsan çöl ortasında kalsa, ne insan, ne su, ne ağaç olsa, yani hiçbir şeyi olmasa ne yapar? Elbette Allah der. İşte Allahü teâlâ, insanların arasındayken, kalben böyle gurbette olanları sever. Garip olmak, kendini ölmüş saymak ne demektir? Çevremizdeki yakınlarımıza değil, yalnız Allah’a güvenmek demektir. En iyi dost Allahü teâlâdır. Eşin dostun faydası çok sınırlıdır, o da yine Allah’ın izniyle olur. Bunlarla görüşürken, her şeyin Allah’tan olduğunu unutmamalı. Her nimetin sahibi, her şeyi yaratan Allah’tır. İnsanlar birer vasıtadır. Allahü teâlâyı unutarak, herhangi bir iyiliği bizzat o şahıstan bilmek çok tehlikelidir. Hazırlanıp verilen bütün nimetler Allah’tandır, ama getiren, hazırlayan insandır, çünkü Allahü teâlâ ona sevab vermek istiyor. Birini hidayete kavuşturan, ona uygun bir din kitabı veren de Allah’tır. Ama diğer nimetler gibi direkt vermiyor da bir sebeple veriyor, çünkü o sebeple sevab verip onu da kurtarmak istiyor. Müslüman, yolcu olduğunu bilmeli, yolcu gibi hareket etm... Devamı

15 09 2011

Bir Kimse, Başka Kimsenin Rızkını Yiyemez..

Bir Kimse, Başka Kimsenin Rızkını Yiyemez.. |  görsel 1

  Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:   Çok kazanmak rızkı artırmadığı gibi, çok kaybetmek de rızkı azaltmaz. Daha çocuk, anne karnındayken, Cebrail aleyhisselam ona der ki:   (Sen hiç endişe etme! Allahü teâlâ yiyeceğin rızıkların hepsinin üstüne senin ismini yazdı. Rızık, ezelde takdir edilmiştir. Senin ne zaman, nerede öleceğin bildirilmiştir. O bir an ileri gitmez, geri de kalmaz.)       İnsan rızkını aramasa da, rızkı onu arar. Herkes ancak kendi ismi yazılı olan rızka kavuşabilir.   Nitekim bir kimse, hastalanınca, belki kefaret gerekebilir diye, ihtiyaten orucunu bozmak için çiğ pirinç tanesi yutar. Nasıl olmuşsa pirinç, boğazına takılıp kalır. Öksürür, bağırır çıkmaz. Doktorlar, (Bunu almak için ameliyatla nefes borusunu yarmak gerekir, buna imkânımız yok, biz bunu yapamayız. Sen Evliya bir zata git, o sana okusun, dua etsin, belki öyle kurtulabilirsin) derler. O da, bir zata gider, o zat da, (Evladım, bu benim işim değil. Bağdat’ta şu adreste, şöyle mübarek bir zat var, sen doğru ona git) der. İstanbul nere, Bağdat nere! Ama can meselesi olduğu için mecburen gider. Bağdat’ta, o mübarek zatı bulur. Durumunu anlatır. O zat da, (Evladım, burada mümkün değil, bu pirinç tanesini çıkaracak olan zat Buhara’da) der. Adam çok üzülür, ama can tatlı, düşer yollara. Buhara’ya gelir, tekkeyi bulur. O mübarek zat da, sohbet ediyormuş, iğne atılsa yere düşmeyecek kadar kalabalık. Kapının eşiğine oturur. Oturur oturmaz bir hapşırık gelir, pirinç tanesi yere düşer. Oradaki bir kedi yavrusu, pat alıp kaçar. O kadar yer, o kadar zaman, o kadar sıkıntı. Çok şaşırır, bu ne hâl ... Devamı